Bir varoluş sebebi

Yazım tarihi 2013

Necip Çakır’ın ekonomik düşünce tarihi dersindeyiz. Eski Yunan’dan Newton’un evreni çözme çabasına, sonra da Adam Smith’in yaratılmış kusursuz düzenli doğanın işleyişini ampirik yöntemlerle sosyal hayata aktarma çabasını anlamaya çalışıyoruz. Ardından Ricardo’nun onu eleştirisi ve ihmallerle varsayımların hesaba girişi. Marx’ın bu sistemdeki işçinin emeğine yabancılaşmasını eleştirmeleri derken 20. yüzyıla geliyoruz.
Hoca termodinamikten entalpiden, entropiden bahsediyor. Korunum yasaları geçiyor.

Maxwell’in eşitliklerinden bahsediyor. Elektromanyetik alan teorisi ve dalga teorisi derslerimi hatırlıyorum.
Hep derim, matematiğin doğayı nasıl çözdüğünü anlayıp da aşık olmamak mümkün değil diye.

Zamanında böyle düşünmüş olacaklar ki ekonomiyi matematiksel modellere boğan ve politik iktisatı araçsız bırakan bir moda patlamış o zamanlar. Şimdi de uzantılarının sürdüğünden bahsediyoruz. Çocuklar sorunlara çözüm üretemiyor ve önemli sebeplerinden biri de iktisat temeli olmayan adamların fizik, matematik veya mühendislik gibi alanlardan bu branşlarda ders vermesi diyor hoca.

Matematik modellerin rasyonel insanın fayda fonksiyonuyla uğraştığını konuşuyoruz. Davranışsal iktisat derslerimi hatırlıyorum: beynimizi çoğu zaman kullanmıyoruz, algımız dışında gelişen olaylar tarafından kolayca yönlendirilebiliyoruz. İnsan olarak kararları kendi irademizle almış olmayı seviyoruz ama bu kolayca saptırılabiliyor. Hayek bireyin isteklerini en iyi kendi bileceğini söylüyor ama bence yanılıyor. İnsanlar kendileri için neyin iyi olacağını kestiremiyor; tersinden gidersek de pişman olacağını bilse de ataleti ağır basıyor.

Bakın konuyu nereye getiriyorum: İstatistik kusurlu deniyor ve matematik modellerin beklentileri hesaba katamayacağını tekrar tekrar duyuyoruz. Ekonomide 3. yılım ve ‘beklentiler’ ile ‘eğilimler’ anladığım kadarıyla sosyal bilimlerin temelini oluşturuyor. Düşünürler yüzyıllardır bir yerde sözü bunlara bağlıyor çünkü -Necip Hoca da söyler- insanlık olarak 2 bin yıl öncesinden çok da ilerlemiş sayılmayız. Biraz da buna dayanarak beklentilerle eğilimler üzerinde yükselen bir modelden umutluyum.
Kafamda canlanan hali de ‘geribildirim ve kontrol sistemleri’ ismindeki dersimde sistemin kararlı yapıya gelmesi için yaptığımız modeller üzerindeki hesaplamalar. Düşünün ki bildiğimiz fırın için sistem geliştireceğiz. Eğer sistemin istediğimiz seviyede kararlı hale gelmesi için doğru hamleleri yapmazsak; mesela sıcaklığı 180’den 200 dereceye çektiğimizde o 250’ye zıplıyor veya 200 civarında salınım yapıyor. Arabada radyonun sesini açıyoruz ama o bir süre sonra kısılıyor. Biz de bozuldu diyoruz.

Krizler de böyle değil mi?
2008 Krizinde krediler alıp başını gitmedi mi?

Mekanikte sistemin altta çektiğim gibi tepki biçimleri olabiliyor:

ζ = 1 durumu için anlaşılması en kolay örnek bıraktığımızda usulca kapanan otomatik kapılar.

0 < ζ < 1 için de vahşi batı filmlerindeki menteşesinden salına salına kapanan kapı olur.

Mali politikaların gecikmeleri veya para politikalarının çeşitli sebeplerle başarısızlıkları yukarıdaki gibi salınımlarla temsil edilebilir. Etraftaki yazılar silinse, bir ekonomi öğrencisi tahtaya baktığında muhtemelen sürdürülebilir büyümesi aynı ve sabit kabul edilen ekonomilerin yakınsama çabasına dair bir yorumda bulunabilir.Bana, IMF’nin gelişmekte olan ülkelere farklı kurumsal yapılarına rağmen aynı çözümleri tarif etmesinin sonucunda ortaya çıkan büyümeleri hatırlatıyor.

Yani farklı durumlar elbet gelişecek, beklentiler yön değiştirecek. Sadece dinamik ve hızlı tepki veren bir sisteme ihtiyacımız var. Onu arıyorum.

Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *