Sorular

Yeniden eskiye:

– Çantanı akşamdan hazırlar mısın?
– Karşındaki anlamamışsa nasıl anlayamadı mı dersin nasıl anlatamadım mı?
– Çelme takıp görece önde bulunmaya çalışanlar hakkında ne düşünüyorsun?
– Kaderci misin yoksa kendime fırsat yaratmak için yanılmayı göze alıp çalışıyorumcu musun?
– Emek vermeden sahip olmaktan rahatsız olur musun?
– İnsanlı hayaller mi insansız hayaller mi?
– Hayallerin var mı?
– Ömrün boyunca dökülmüş yaprakları süpürerek geçinebilecek olsan bunu ister miydin?
– Müzik arayış mıdır kaçış mı?
– Müzik sana enstruman çalmayı mı dans etmeyi mi yoksa başka şeyleri mi düşündürür?
– Müzikle yürürken adımlarını ritme göre atar mısın?
– Müzikle mi yürürsün müziksiz mi?
– Yürüyüş yapmayı seviyor musun?
– Toplulukta sesini yükselttin mi?
– Davranışsal iktisatı hiç duydun mu?
– Bir heves alıp sonra atmaya kıyamadığın eşyaların neler?
– Sabah insanı mısın?
– 6 saat uykunun yettiğine kendini inandırabildin mi?
– Gittiğinde “hoşgeldiniz, her zamankinden mi?” dedikleri bir yerin var mı?
– Unutulmaz sanıp not almadığın fikirlerini hatırlayamayınca pişmanlık duyar mısın?
– Sabahları servise koşuyor musun?
– Seviyor musun?
– İçe dönük ve içe kapanık aynı şey mi? Bunlara mikrop bulaşmış muamelesi yapar mısın?
– “Yok ben susuz içerim” diyenlerde yapmacıklık bulur musun?
– Uykudan uyanacağımıza emin şekilde uyumamız ne büyük umut değil mi?
– Mutluluk sürekli olabilir mi yoksa damla çikolatalı kurabiye gibi arada sırada mı denk gelir?
– İnsanların isimleriyle yüzlerini eşleştirmede tuhaf şekilde başarılıymışız biliyor muydun?
– Düdüklü tencereden çıkan buhara kaşığın içini tuttun mu?
– Buhardan sıvı faza geçişe ne deniyor?
– Sıcaklıkla ısının arasında ne fark var biliyor musun?
– İdeal yaşam sıcaklık aralığın var mı? Benim 21-23.
– Şimdiye kadar kaç kişiye “ben seni çok yanlış tanımışım” dedin?
– Çocuksu ve çocukça arasında bir fark sezebiliyor musun?
– Çocukları iki sınıfa ayırsan bu nasıl olurdu? Benim gibi iletişim kurabildiklerim – kuramadıklarım şeklinde olur muydu?
– “What if no one goes for blonde?” sorusunu daha önce duydun mu?
– Yabancı müzik dinlerken ses sahibinin tipini hiç gözünün önüne getirmeye çalışır mısın? Ben mesela nedense Morcheeba – Otherwise kadını beyaz görünce çok şaşırmıştım.
– Instagram’da herkesin sırıtıyor olmasından rahatsız oluyor musun?
– Soru sormayı seviyor musun?
– Ait hissediyor musun?
– Daha çok kedi mi köpek mi?
– Köpekler rol yapıyor olabilir mi?
– Fazla tanımadığın birinin dinlediği müziğe kulak misafiri olup ona zevksiz der misin? Bunu diyen neden der?
– Yalnız tiyatroya gider misin?
– Whatsapp yazışmalarının sonuna hiç nokta koyar mısın?
– Gerçekçilikle karamsarlığı neden bağdaştırdık?
– “Artık televizyon karşısında uyuyakalsam; sonra biri görüp üzerimi örtüp yanıma kıvrılsa” yaşına geldin mi?
– Şu yaşadığım ömürden iki bilemedin üç tane daha var ama yine de uyuşukluğumu üzerimden atamıyorum diyor musun?
– Daha tecrübeli olduğunu düşünüyorsun ve bir an fark ediyorsun ki fikirleri tartışmaktansa dayatıyorsun. Utanır mısın?
– Özgürlüğünü satın almak için kaç yıl dayanabilirsin?
– İnsan kendisinden başka kimseyi değiştiremez diyorlar. Hak veriyor musun?
– İşte ve iş dışında aynı kişi misin?
– Bencillik uzun vadede mutsuz eder mi?

Bilmeden

Geçen haftadan biletimi almış, saatin 19:00 olmasıyla evden çıkarım diye hesap etmiştim. Harbiye’de, yine geçen seferki gibi, Lütfü Kırdar Kongre ve Sergi Sarayı’nda gerçekleşeceğinden artık ulaşımda yetişemezsem diye telaş etmeyecek, geçen sefer cesaret edemediğim yollardan çabucak giderek erkenden yerimi alacaktım.

Motor 5 dakikada bir kalkar, yaklaşık 7.5 dakikada karşıya geçer. Evden sahil normalde 8 dakika sürer ama istediğim şarkıyı bulamazsam sinirlenip adımlarımı yavaşlatır bulana kadar rahat edemem. Böyle sorun yaşamamış olacağım ki 19:20’de Beşiktaş’a varabildim. Geçen sefer dolmuşla aynı güzergahı takip eden ve çıkmak üzereyken yakaladığım Şişli otobüsüne atladığımda önce Barbaros trafiğine gireceğimizi hesap edememiş, tüm duraklardan onlarca insanın bize yoldaşlık edeceğini öngörememiştim. Hatta Osmanbey’den Şişli’ye sapacağından en iyi ihtimalle metro durağında inecektim. İndim.

O gün bugünkü gibi sadece soğuk değil bir de yağmurluydu. Harbiye durağına vardığımda hatırladığım oradaki park aslında gideceğim yere çıkmalıydı. Ama ya çıkmıyorsa dedim? Çıkmıyorsa gösteriye geç kalacaktım bu yüzden risk almadan ta Hilton’un oradan dolanmaya mecbur kaldım. Çıkışta fark ettim ki parkın bir kapısı gösteri merkezinin bitişiğindeki itfaiye merkezinin önüne çıkıyor. Bir dahaki sefere artık dedim.

Bir dahaki sefer, yani bugün, gerilmenin alemi yok diyerekten Harbiye dolmuşlarına bindim ve 15 dakikada geçen hafta riske giremediğim parkın girişine geldim. Rakım yükseldiğinden midir nedir burnum donuyordu ama son dakika kararıyla lahana gibi kat kat giyindiğime de içten içe seviniyordum. Meteoroloji günlerdir felaket kar kış olacak diye uyarıyor ya daha bir numara göremedik. Ancak Edirne’nin ayazına denk havalar, neyse.

Lütfü Kırdar önüne erken gelmenin haklı gururuyla seviniyorum. Önceki bilet gibi bu da İstanbul Devlet Senfoni Orkestrası gösterisi içindi ancak ilginç şekilde insanlar yoktu. Baştan kapıyı karıştırdım sandım. Sonra gösteri saatini karıştırdım sandım. Son olarak da bugün değil miydi yoksa diye bir kerizlik hissine kapıldım. Olmamış şey değil çünkü ben böyle şeylerin adamıyım. Telefonu çıkarıp bilete bir baktım kocaman Haliç Kongre Merkezi yazıyor. Hmm diyorum Haliç. Hani Haliç yazıyorsa da kesin bu komşu binalardan biri Haliç olmalı çünkü ben bir haftadır o parktan aşağı inip erkenden geleceğimi kurguluyorum. Hafta içinde hayalen en az iki üç kez gelmişim yani ne demek Haliç burada değil. Yoksa da belirmeliydi. Belirmedi.

Eski zamanlarım olsa sinirden çatlar, iki saat kendime azar çeker; ya sen ne biçim adamsın şeklinde kendimi hor görürdüm. Zamanla kolaydan zora kabullendim: kusurlu çevremi, kusurlu tipimi, kusurlu kişiliğimi. Eskiden bana deseler ki insan kendisi kişiliğini de iyisiyle kötüsüye evladı gibi kabul etmeye mecburdur; zaten biricik olduğumuzu söyler buna zırvalık derdim. Artık görüyorum ki insan katman katmandır. Bunların tümünün tepesinde sanki kendi kalabalığından inzivaya çekilmiş de iyi idare etmenin yollarını düşünüyormuş gibi duran ben diğerinin düştüğü bu durumu affetti. Olsun dedi hepimiz hata yapıyoruz.

Dönecekken Cemal Reşit Rey’de birazdan başka bir etkinliğin başlayacağını gördüm. Bir türlü aklımda kalmayan o barok, klasik ve romantik dönemleri hiç değilse bir kılavuzla dinledim. Gecenin bana en önemli katkısı da Strauss’a valslerin kralı dendiğini öğrenmek ve şu parçayı dinlemekti: